26 Mayıs 2016 Perşembe

Kontrol Sende Değil

 
 Biraz sakin ol tamam mı? Bırak avuçlarını sıkmayı. Gevşe. Sen kontrolü elinde tutmaya çalıştıkça planladığın gibi olmaz çünkü. Sen İstesen de istemesen de  senin nasibinde olan var oluyor hayatında. Seni böylesine eşsiz, böylesine kusursuz yaratan kudret seni sahipsiz bırakacak mı sanıyorsun? Tabi ki hayır. O zaman nedir bu endişen? Niye bu işler raydan çıkacak telaşı? Nedir  bu mutsuzluk, bu korkuların?
  En kötü ihtimalle hepi topu geçici bir mutsuzluk yaşarsın ki biz buna maneviyatta imtihan diyoruz. O da yanına tecrübe olarak kar kalıyor zaten. Eninde sonunda sabah oluyor. Hiç bitmeyen bir gece görülmedi henüz.
   Öyleyse silkelen, bir kendine gel. Eyeri elinden bırak demiyorum, o sana yön verecek. Çabalamada demiyorum o da senin kaderine bağlı kılınacak. Bunların yanında bir de dua et. Ve sonra , ne olur , nasıl olur diye düşünmeden yaşa hayatını. Mutluluk başka türlü yanında bitmiyor. Sen kendi hayatınla meşgul olurken ummadığın anlarda peydah oluyor. Yaz bir kenara lazım olur canım kardeşim.

Mesaj Var!!!

 
 İki gün önce otoparkta annemle kızımı beklerken iki çocuğun diyaloglarına şahit oldum. Patenli bir çocuk diğer arkadaşının yanına geldi, bir süre konuştuktan sonra patenli olan ;
-Hadi al patenlerini beraber kayalım, dedi
-Benim patenlerim anneannemde kaldı
-Tamam, benimkiyle sırayla kayalım o zaman, dedi. Aralarında anlaştılar, tam oynamaya başlıyorlardı ki başka bir bisikletli arkadaşları geldi. Yine üçü kendi aralarında konuştular daha sonra bisikletli olan patenli olana;
-Sen patenleri bana ver, ben de bisikleti sana vereyim gezelim, dedi.
Patenli olan diğerine verdiği sözü unutup hemen ''tamam'' dedi, heyecanla patenleri çıkartıp bisikletli arkadaşına verdi, bisikleti de kendisi aldı sonra ikisi uzaklaştılar. Diğer çocuk arkalarından bakakaldı. Sonra benimle göz göze geldi. Ben sanki hiç olanlara şahit olmamış gibi gülümsedim dikkatini dağıtmak için ''saçların ne güzel'' dedim. O da gülümsedi utanarak ''sağol'' dedi.
   Aslında o an onunla sohbet etmek istedim. Neler hissettiğini sormak. Öfkelendi mi? Kinlendi mi? Yoksa bu olumsuz duyguların hiç birini hissetmedi mi? Bu olumsuzluklar sadece biz yetişkinlere mi ait?Yani insanların hayatının her evresinde aynı cilveler var fakat tepkiler değişiyor zamanla, Hisler büyüdükçe farklılaşıyor.
   Patenli çocuk ilk geldiğinde onunla birlikte oynayabileceklerini söyledi. Çünkü yalnızdı. Ve muhtemelen tek başına oynamaktan sıkılmıştı. Öyle ki patenini paylaşmayı bile göze aldı. Yeter ki canı sıkılmasındı. Sonra zaman geçti şartlar değişti. İşin içine hem bir arkadaş, hem bir bisiklet girdi. Gözü boyandı. Kendi çıkarları diğer arkadaşının varlığına baskın geldi. Ve tercih yaptı kendi çıkarları doğrultusunda. Bu basit olay aslında hayatın ta kendisi düşününce. İşte, aşkta, ticarette, yolculukta, okulda her yerde böyle. Ve daha çocuklukta giriyor hayatımıza. Çığ gibi büyüyerek yer ediniyor.
  Sonra çocukla ne konuştuğumu merak ettiyseniz söyleyeyim. '' Allahsız lan bunlar, şerefsiz.. İnşallah o patenle bisiklet kırılırda sana muhtaç olurlar'' dedim.   :)))) :))))

   Tabiki de böyle bir şey söylemedim. Ah ne çok istedim de dilim varmadı :))))

20 Mayıs 2016 Cuma

Kadın Olamayanlar........

''Kadın olmak ne zor bu ülkede'' diye bir yorum yazmış çok sevdiğim bir blogger arkadaşım. Öyle çok zor düşününce. Omuzunda kendisinin dışında sevdiklerinin de yükünü kendi yükü gibi taşıyan fedakar yegane varlık. Ama her kadın kadın değil bence. Yani o sıfatta değil..
  Düşünsenize bir;
  O haberlerde izlediğimiz masum yavrulara işkence eden bakıcılara kadın denilebilir mi?
  Sonra masum olan veya olmayan aile babalarını, evli adamları ayartan fahişeler kadın mı? Bir kadına en büyük kötülüğü yapan yine başka bir kadın. Ama bence o da kadın değil.
  Kendi mutluluğu için başkasının mutluluğuna göz dikmiş gözü çıkacası varlıklar hiç biri kadın değil. Sadece nefes alan bir et parçası onlar. Kadın özel, değerli, narin, güçlü, iradeli, naif, kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmayan, karakterli, akıllı,cesaretli, kendisine güvenen, en takdire şayan varlıktır. Ve arkadaşımında dediği gibi bu canlıların arasında kadın olmak ve dahası insan olmak gerçekten çok zor..


E.M.N.26




7 Mart 2016 Pazartesi

Kimdir Kadın?


Kimdir bu kadın?
Nedir?
Birilerinin başına taç yaptığı, birilerinin itip kaktığı?

İnsandır kadın, annedir, çocuktur, sevgidir, aşktır, güçtür.
Tek başına her şeyin üstesinden gelendir.
Üreyendir, üretkendir.
Bir zamanlar diri diri toprağa gömülendir.
Bir erkeği adam , bir yaşamı hayat, bir evi de yuva yapandır..
Sevdiğine; eş, yaren, arkadaş, çocuğuna; sıhhat, besindir.
Kimi evinde saçını süpürge eder, kimi işi ve evi arasındaki yollarda.
Kendinin ve sevdiklerinin bütün yükünü alıp omuzlarına mutlulukla taşıyan ve bundan gocunmayandır.
Terkedilsede , şiddet görsede, aldatılsada affedendir, yapıcı olandır.
Toplumda geri plana itilmeye çalışılandır.
Biraz boy gösterdimi; sesi çok çıkan, fazla gezdimi; yoldan çıkan damgası yiyendir.
Erkeklerin gururla yaptığı şeylerden utançla nasibini alandır.
Evladına candır duadır, sımsıcak bir kucaktır.
Kendi kendine dayanaktır.
Hayatını çekip çeviren düzen timsalidir.
Sistemin en büyük dişlisidir.
Her başarılı erkeğin ve çocuğun arkasında olandır.
 
Her erkeğin adam olamayacağı gibi her dişide kadın olamaz. kadınlık vasfına taşıyan tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Hayatınızdaki kadınların değerini bilin çünkü onlar hayatınızdır..

19 Şubat 2016 Cuma

Aslında Ben Bir Yazarım :)

   Şöyle denize nazır bir köşe olsun, bir masa, bir koltuk yüksek ve rahat. Yanımda bir kütüphane, içinde en sevdiğim kitaplar, dergiler, bir rafında rengarenk sayfalı defterlerim ve kocaman kalemliğim içinde her rengin üç tonu olan yumuşak uçlu kalemlerim. Günlerce, haftalarca o köşede yaşayabilirim. Okuduğum kitapların satırlarını çize çize okumayı notlar almayı sonra dönüp  dönüp okumayı nasıl seviyorum. Sadece kitap okumak bana göre bir şarkıyı müziksiz okumak kadar eksik. O ruhuna dokunan satırları çizip notunu alacaksın ki içine girebilesin hikayenin. Bence öyle yani.
   Bu yazma işi bende hastalık gibi. İzlediğim filmde bile çok etkilendiğim bir şey duyarsam hemen yazarım. Kitaplığım rengarenk not defterleriyle doludur.Bu da benim bir tür hobim diyebilirim :) Zararsız ve faydalı bir eylem, tavsiyede ederim. Sizde yazın. Her şeyi.. Duyduğunuz ilginç şeyleri, hissettiğiniz duyguyu, planlarınızı hatta yarın yapacaklarınızı dahi listeleyin. Hedefler çizin onları yazın sonra gerçekleştirdikçe her birinin üzerini keyifle çizin. O çizgiyi çizmek çok keyifli benden söylemesi. Planlar her zaman işe yaramaz, çoğu zaman gerçekleşmez bile. Hayat farklı yönlere akar sizin kontrolünüz dışında ama uyamasanız bile planlarınıza en azından ne yapmak istediğinizi unutmazsınız, yol göstericiniz olur. Ben öyle yaparım. Planlarımı, ertelediğim işlerimi, yapmam gerekenleri hep yazarım. Yaptıkça da üzerlerini çizerim. Fazlalık bir eşyayı evimden  atmış gibi rahatlarım :) Sonra keyiflenir yine yazarım. Günlük yazarım, blog yazarım, kafamdakileri yazarım, hüzünlenir yazarım, önemli tarihleri, unutulmaması gereken anları hep yazarım. Yani aslında ben bir yazarım. Meslek edinmiş olmasam da bildiğin yazarım :) :)
  Çünkü okumak kadar güzeldir yazmak. İçini dökmek gibi, düşüncelerinin tozunu almak gibi, daha net görmek gibi nice güzel örnekler verebilirim. Ben boş zamanlarımda yazmam, yazmak için zaman yaratırım. Çünkü en sevdiğim işlerden biridir bu. İnsan sevdiği işi yapmalı, sevdiğinide yazmalı...

Boş Zamanları Doldurmaca

  Zaman benim için çok kıymetli hiç boş zamanım olmaz benim. Her zaman yapacak çok önemli işlerim vardır. Yaparım yapmam o ayrı. Kendime ayırdığım vakitlerde genelde ya okurum, ya yazarım. Onun dışında ölmeden izlenmesi gereken filmler listemden bir film seçip izlediğim olur, ya da bir program. Bunları yapacak enerjim yoksa eğer bir kırmızı alarm durumu var demektir. Motivasyon takviyesi anlamına gelir ki, bu da sevdiklerimle sohbet etmek, gülmek ya da dans etmekle mümkündür. Açık hava da sofra başında saatlerce oturup kahkahalar eşliğinde sohbet etmenin her insanın ömrünü uzattığına inanırım.Bir de dans etmenin, şarkıya eşlik ederek müziğin içinde kaybolarak dans etmek.

  Boş zamanım dışındaki zaman dilimimi zorunluluklarım kapsar, bunun en önemli bölümü kızımla olan dilimdir.Onunla her anım o kadar özel ki, her bir saniyesinin dolu dolu olması için çaba gösteririm. Sürekli bir şeyleri izleyip öğrenmeye çalıştığı için, her yaptığım veya yapacağım şeyi onun öğrenmesini istediğim şekilde yaparım.Ve tabi mutlu olacağı şekilde. Çünkü o mutluysa ben mutluyum ben mutluysam onu daha da mutlu ederim. Bu hayatımın en özel ve anlamlı kısır döngüsü. Oynadığımız her oyundan keyif alsın bir şeyler öğrensin isterim.Birlikte geçirdiğimiz tüm zamanlar kaliteli olsun. Ona fayda sağlasın. Çok anlamsız saçma sapan bir şey yapalım ama  deli gibi eğlenelim. Sonra eğitici bir aktivite yapalım bir dahakini sabırsızlıkla bekleyelim.
  Benim hayatımın yarısı kendim yarısı kızım oluvermiş. Beni tamamlayan oymuş. Bu yüzden onunla ilgili olan her şey çok özel. Onunla ilgili anlatacak çook şeylerim var. Ve bizim daha ana kız yapacak çok işimiz. Bu yüzden boş zamanımız yok bizim...     :)

2 Şubat 2016 Salı

Kitap Gibi Analar :)

   Anne olduktan sonra çok vakit bulamasamda hamileyken bir çok kitap bitirdim. Annelik, hamilelik,çocuk yetiştirmek hakkında. internetten okdum araştırma yaptım. Tecrübeli annelerle konuştum,eğitimlere katıldım,anne ve çocuk konulu topluluklara üye oldum. Kendimi doğuma ve anneliğe hazırladım.
  Doğuma sayılı günler kala artık kendimi tam donanımlı bir anne adayı olarak görüyordum. Her konuda bir fikrim,bilgim vardı. Bebeğim doğdu, çok uzun süre değil ikinci gecesinde hiç bir şeyin okuduklarımdan ibaret olmadığını anladım. Anladım ki annelik bir uzmanlıktı ve bu uzmanlık okuyarak değil yaşayarak kazanılacaktı.
  Bebeğim çok zor uyuyordu, uyku eğitimleriyle ilgili okuduğum kitaplarda ağlamaya terkedin,ağlayacak belli bir zaman sonra yorulup uyuyacak yazıyordu. Ama benim kızım katılacak gibi ağlıyordu. Ağlarken mosmor olan nefesi kesilen bir çocuğu nasıl olurda ağlamaya terkedebilir insan.Ben daha çok sarıldım kokladım oynayarak yordum eninde sonunda uyudu ve uykuları düzene girdi.
  Yok efendim bebeğinizi kucağa alıştırmayın!  Benim kızım kolik olduğu için çok ağlıyordu ve ağlayan çocuğu nasıl yatmaya terkedebilirdim? Sakinleşmesi için kucağıma alıyordum öpüyordum kulağına ninni mırıldanıyordum. Tabiki de kucağa alıştı ama mecburiyetten. Hiç bir şey yokken çocuğu alıpta hoppala hoppala kucakta gezdirmedim yani.
  Tanıdığım bir çok anne gece yarısı uykusuzluktan kıvranırken bebeği uyumadığı zaman ayağında da sallamıştır, Çarşaftada sallamıştır. Yeter ki bebeği uyusun diye. İşler istediğiniz gibi gitmediği zaman her yola başvuruyorsunuz. Bu da size hayatın kitaplarda yazanlardan ibaret olmadığını bazı tecrübelerin yaşayarak edinileceğini gösteriyor. Zaten belli bir zaman sonra bebeğiniz sizi siz bebeğinizi çözüyorsunuz ve aranızda bir dil geliştiriyorsunuz zaten sonrasında kendiliğinden bir düzen oluşuyor.
  Yani kitaplarda internette yazanlar, uzmanların söylemleri iyi hoş ama siz yine de bazı şeyleri oluruna bırakın, o işler öyle listeler dolusu yazmakla çizmekle olmuyor. Zaman her şeyi öğretiyor insana :)